Kibrit Çöpü (Eyyüboğlu Camii)

Şehir her geçen gün kalabalıklaşıyor. Her geçen gün ortak kullanım alanları daralıyordu. Mahallede okullar, camiler, oyun alanları yetersiz kalıyordu. Mahallenin camisi de iyiden iyiye eskimişti. İhtiyacı karşılamayan eski  caminin yerine yenisini yaptırmak şart olmuştu.

Camii cemaati ve camii imamı durumun fakında idi. Yeni bir cami yaptırmanın o kadar kolay olmadığını, büyük paralar gerektiğini biliyorlardı.

Öğle namazı çıkışında camii avlusunda toplanan cemaat konuyu imam Hüseyin’e açtılar. İmamda yeni camii nasıl yapılabilir diye kafasından geçirdiğini, ancak bunun için iyi bir hayır sahibinin olması gerektiğini belirtti.

Mahallenin ileri gelenlerinden Hacı Veysel Efendi.
– Bir zengin bulamasak ta mahalleli elbirliği ile yaptırırız. Bizim milletimiz Allahın evlerine sahip çıkar.

İmam efendi, diğer cemaatinde görüşünü aldı. Gerekirse kapı kapı dolarak camii yaptırmaya karar verdiler.  

İlk iş camiye arsa bulmaya gelmişti. O pekte zor olmadı. Orada bulunanlardan Zeynel Efendi, arsayı kendisinin verebilineceğini belirtti. Bu iyi haberdi. Herkes bu işin olacağına inanmıştı.

İlk sorun halledilmişti. Arsa yerini bulduktan sonra mimarı ile de konuşuldu. İş inşaatın başlaması için malzeme almaya gelmişti. Cemaat aralarında iş birliği yaparak bir yardım toplama ekibi oluşturdular. Başkan olarak Hacı Veysel Efendi ekibe başkanlık edecekti.

Üçerli guruplar halinde üç ekip oluşturuldu. Ekip kararlaştırdıkları gün ve saatte kendilerine ayrılan yerlerde bulunan esnaf ve evlerden camiinin yapımına yardım toplayacaklardı.

Camii imamı bu kararı Cuma günü cuma hutbesinde de cemaate aktaracak, ekibe manevi destek olacak, ekiplere rehberlik edecekti.

Hayırda acele etmek lazım diye düşünen ekipler hemen kolları sıvadılar. Her gün aynı saatte toplanıp kendine ayrılan mahalledeki esnafın ve evlerin kapısını çalıyorlardı. İnsanlar ellerinden gelen yardımı hayır işi olduğu için yapmaya çalışıyordu. Ancak mahalle halkının maddi durumu o kadarda iyi değildi.

Herkes gönlünden geleni, imkânı ölçüsünde veriyordu. Ancak çok az paralarla olabilecek bir iş değildi. Birkaç zengin hayırsever Müslüman’ın yüklü bir destek vermesi gerekiyordu.

Şehrin dar sokaklarına düştükleri günün sonunda Eyüboğlu konağının önüne geldiler. Eyüboğlu şehrin ileri gelenlerinden, maddi durumu çok iyi olan birsiydi. Ekip üyeleri ondan yüklü bir para alabileceklerinden emindiler.

Eyüboğlu konağının avlu kapısına geldiler. Taştan yapılmış konağın avlu duvarları oldukça yüksekti. Şehirdeki evlerin nerede ise tamamı avlulu idi. Yaz aylarının sıcak olması sebebi ile insanların hayatları bu avluda geçerdi.

Ekip üyeleri tam kapıyı çalacakları sırada içerden ses duydular. Konuşmalardan evin beyi ve sahibi olduğu anlaşılan Eyüp Efendi. Hizmetçisine kızıyordu.

Kulak misafiri olmak zorunda kaldıkları konuşmanın içeriğini de öğrenmiş oldular. Evin beyi Eyüp Efendi hizmetçiye neden “bir kibrit çöpünü boşa harcadığının” hesabını soruyordu.

Boşa harcanan şey topu topu bir kibrit çöpü idi. Böylesine büyük bir konağın sahibinin, malı mülkü ile zenginliği şehir de bilinen bir adamın bir kibrit çöpü için hizmetçisine bu kadar kızmasına anlam veremediler. Ekipten birisi el işareti yaprak kapıyı çalmadan oradan uzaklaştılar.

Hepsinin içinde aynı soru vardı. Ve hepside aynı sonuca varıyordu. Bir kibrit çöpü için kıyametler kopartan bir cimriden camiye ne hayır gelirdi.

Kafalarında bu düşünce ile diğer evleri dolaşmaya başladılar. Lakin az önce yaşadıkları olaydan dolayı da moralleri bozulmuş, motivasyonları dağılmıştı. Gıybet olmasın diye de aralarında bu konuda konuşmuyorlardı. Yardım toplamayı bırakıp camiye dönmeye karar verdiler.

Eski camiye yaklaştıklarında vakit akşama yaklaşıyordu. İmam Hüseyin avluda abdestini almış tam camiye girecekken, camii avlusundan yardım ekibinin döndüğünü gördü.

İçinde Allah dostlarını görmenin mutluluğu vardı. Ancak ekip yanına yaklaşıp moralsiz bir şekilde selam verene kadar.

İmam Hüseyin olumsuz bir şeyin olduğunu anlamış ama namazdan sonra konuşalım diyerek de onlara bir moral kapısı aralamıştı.

Akşam namazından sonra cemaat dağıldı. Yardım toplama ekipleri ile İmam Hüseyin kaldılar. Her gün bu şekilde olur durum değerlendirmesi yapılırdı.

İmam önce iki ekibe günün nasıl geçtiğini sorudu. Onlar dolaştıkları evleri, dükkânları ne kadar topladıklarını kısaca neler yaşadıklarını anlattılar. Hatta mahalledeki, Ermeni ve Yahudi komşularının da yardıma katıldıklarını ballandıra ballandıra anlattılar.

Sıra son ekibe gelmişti. Hacı Veysel neler yaptıklarını gönülsüzcede olsa anlattı. İmam Hüseyin bir şeylerin yolunda gitmediğinin farkında idi. İmam Hacı Veysel’e hitaben.
– Nedir hacım sorun sizi ekibi mutsuz gördüm.
– Yok hocam bir şey.
– Ben bilirim sizi. Var bir şey.
– Varda aslında boş verin.
– Anlat dinleyelim. Her dedin bir dermanı vardır. Derdini anlatmayan derman bulamaz.
– Anlatmak isterim lakin gıybet olur diye korkuyorum.
– İsim vermeden anlat. Hem hayır için istişare ediyoruz. Dilerim Allah günah yazmaz.

Hacı Veysel sıkıla sıkıla zengin Eyüp Efendinin bir kibriti boşa harcadı diye hizmetçiye kızmasını. Kendilerinin de bunu üzerine  ondan yardım istemediklerini  anlattı.

İmam Hüseyin gayet hoş bir ifade ile. “Bu mudur canınızı sıkan. Sizin göreviniz Allah rızası için istemek. Verende olur kovanda. Keşke böyle düşünmeyip kapısını çalıp isteseydiniz. Belki olay gördüğünüz gibi değildir. Siz gayretinizi eksik etmeyin.” Dedi.

Bu sözlerden sonra keyifler yerine geldi. Aynı azimle yardım toplamaya devam edilecekti.
Toplananlarda fazla da dişe dokunur bir şey görünmüyordu. İmam Hüseyin Cuma hutbesinde konuyu gündeme getireceğini, ondan sonra yardımların çoğalacağını söyleyerek umutları artırdı.

Günler bir birini kovalamış, gün cumaya gelmişti. Cemaat her zaman olduğu gibi camiyi tıklım tıklım doldurmuştu. İmam Hüseyin Hutbeye çıktı. Konusu Camii yapımı idi. Önce hayır yapmanın öneminden bahsetti. Arkasındanda eskiyen bu caminin ihtiyaca cevap veremediğini, yenisini yapmak için ilk adımı attıklarını anlattı. O güne kadar hangi mahallelerden ne kadar topladıklarını da aktardı.

Cemaatin içerisinde Eyüp Efendide bulunuyordu. Anladığına göre kendi mahallesine de uğramışlar oradan da yardı toplamalarına rağmen kendi evine gelmemişlerdi.

Bu durum içine bir kurt düşürdü. Kendisi hayır yapmayı seven cömert birisi olduğuna inanırdı.

Namaz çıkışında Eyüp Efendi İmam Hüseyin’in önünü keserek kendi mahallesinden yardım toplanmasına rağmen kendi evine gelmemelerinin sebebini sordu.

İlk önce karşındakini kırmamak içim konuyu değiştirmek isteyen İmam Hüseyin, insanların beklide bir yanlış anlamadan dolayı Eyüp efendi hakkında gıybet yapacağını hakkında kötü zanda bulunacaklarını düşünerek durumu anlattı.
– Kısacası arkadaşlar senin eve gelmiş. Bir kibrit çöpü yüzünden hizmetçiye bağırdığını duymuşlar. İster istemez bir kibrit çöpüne kıyamayan adam hayır mı yapar diye düşünerek senden istememişler.
– Demek durum bu
– Evet, Eyüp Efendi. Durum bu. Hakkınızı arkadaşlara helal edin hakkınızda bir yığın zanda bulunmak zorunda kaldık.
– Bak hocam, hakkım varsa helal olsun. Asıl arkadaşlar hakkını helal etsin. Ben onları kötü zanda bulunmaya yöneltmişim.
– Olur, böyle şeyler.
– Hocam senden isteğim o dur ki. Söyle arkadaşlara yardım toplamaya çıkmasınlar. Camii her şeyi ile ben yaptıracağım.
– Allah senden razı olsun. Lakin bir konuya kafam takıldı. Bir kibriti boşa harcadın diye hizmetçisine bağıran adam nasıl oluyor da bir servet değerindeki para ile camii yaptırmak istiyor.
– Oraya gelince. Dünya malı dediğiniz bir kibrit çöpü ile yanıp gider. Sorun o değil hocam. Dinimizin inanç felsefesinde vardır. “Yiyiniz içiniz ama israf etmeyiniz”
– Evet, dinimizde öyledir.
– Benim dünya kadar malım olsa Allah yoluna insanlık yoluna feda olsun. Ben malın harcanmasına karşı değilim, bir kibrit çöpü de olsa israf edilmesine karşıyım.

HASAN MAHİR

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir