yaz1

Yaz Bir Başkadır Gaziantep’te

Güneş yükseldikçe, gölgelerin boyları her dem kısalır. İnsan kaçmak için bir gölge arar yaz boyu. Sokak boyu yürüyüşlerde daha çok evlerin duvarlarına yaklaşır. Daha az çıkılır sokağa öğle vakitleri. Yaz geceleri yaşanır Gaziantep’te

Yaz mevsimi Gaziantep’te ve yöresinde en uzun mevsimdir. Biraz ilk bahardan çalar, biraz sonbahardan. Bazen bahar gelmeden yazın geldiğini sanır insan. Yaz aylarında gökyüzünde bulut görmek nerede ise olanaksızdır. Yazın kolay kolay yağmur düşmez çatlamış toprağa.

Yaz sıcak yüzünü gösterdiğinde şehrin sokakları yavaş yavaş boşalır. Herkes durumuna göre daha serin yerlere giderler. İmkânı olanlar denizin yolunu tutarlar. İsteyen Hızır yaylasının soğuk sularına, Sof dağının serinliğine atar kendini.

Gaziantep’te deniz ve yayla kültüründen ileri gelen bir yaz kültürü vardır. Şehrin dışında fıstık, zeytin, üzüm bağlarının arasında bağ evleri yapılmıştır. Bağ evleri kişisel cennet köşkleri gibidir. Yeşillikler içerisinde şehrin sıcaklığından ve gürültüsünden kaçıp kendini dinlemenin mekânıdır. Gündüzleri Bağ evlerinin havuzlarında serinleyen ev sakinleri akşamleyin mangal keyfi yaparlar.

Ancak şehri halkının çoğunluğu ne denize, ne yaylaya, nede bağ evlerine gidebilecek durumdadır. Şehri merkezinde doğal gölgelik yapacak ağaç sayısı nerede ise çok azdır. Şehrin her bölgesinde oluşturulan parklar, çay bahçeleri vardır. Yaz aylarında güneş eğilmeye, gölge uzamaya başlayınca, şehrin tenhalığı yerine parklarda ve çay bahçelerinde büyük hareketlilik başlar. Öyle ki parklarda, çay bahçelerinde yer bulmak zorlaşır.

Şehrin tam ortasında bulunan yüzüncü yıl parkı tıklım tıklım dolar. Kalabalıklar arsından beyaz, pembe pamuk şekerleri ile pamuk şekercileri geçer. Arkasından elma şekeri satanları görülür. Gün boyu dışarı çıkarılmayan çocuklar, salıncaklardan intikamını alırcasına daha fazla sallanırlar.

Demokrasi meydanında bulunan havuzun suları açılır. Su ve renkli ışıklar müziğin ritmi ile dans eder. Etrafında toplanan insanlar su sesi eşliğinde konser dinlerler, sanatçıları görmeseler de.

Şehirde kültür sanat etkinlikleri de akşama taşınır. Açık havada Amfi tiyatroda küçük konserler düzenlenir. Demokrasi meydanı bu bağlamda büyük konserler için biçilmiş kaftandır.

Gece damlı evlerin üzerine açılır döşekler, yorganlar. Özellikle köylerde taht adı verilen yatakların üzerinde uyur yıldızlara karşı insanlar.

Yaz gece yaşanır demiştik Gaziantep’te. Ama hayat yinede devam eder çarşı pazarda. Özellikle gaziler caddesinde yüreği yananlar için meyan şerbeti satan satıcılar dolaşırlar. Sırtlarındaki taşıdıkları şerbetin ağırlığından ve havanın sıcaklığından alınlarındaki akan teri ara ara silerler. Ellerinde bulunan metal tasları bir birine vurarak bir ritim tuttururlar. Bu ritim meyan şerbetçilerinin yıllardır sürdürdükleri konserin devamı gibidir. Bu ritim ağustos böceklerinin sesi gibi sadece yaz aylarında şehir sokaklarında yansır.

Yüreğinizi ferahlatmak için bir bardak meyan şerbeti alıp içebilirsiniz. Ancak meyan şerbeti kişilere bardak bardak değil de daha çok toplu olarak satılır. Özellikle Alaybey cami ve diğer camilerin,  Cuma namaz ve vakit namazı çıkışlarında meyan şerbetçilerin etrafında kalabalıklar olduğunu görürsünüz.

Bu kalabalığın sebebi Hayra dağıtılan meyan şerbetidir. Meyan şerbeti satıcıları bir kişiye  “ fisebilillah /Allah Yoluna”  meyan şerbetini dağıtmak için satar. Parayı alan meyan şerbet satıcısı “fisebilillah” diye bağırır. Bu çağrı meyan şerbetinin bedava dağıtıldığı anlamına gelir. O kişinin başına yoldan geçenler ve ev bütçesine katkıda bulunmak isteyen sokak satıcı çocuklar toplanır. Birkaç dakika da şerbet biter.

Yaz aylarında yine sokak köşelerinde limonatacıları görmek mümkündür. Yazın sonuna yaklaştığımızda her derde deva olduğuna inanılan “umru dudu” seyyar satıcıların tezgahlarına düşer. Siyah, kırmızı arasındaki  görüntüsü ile insanı cezp eder. Ancak yemekten çok, suyu içilir. Özelikle taze umru dut suyu yanan yüreğin birazda olsa soğumasını sağlar. İsteyen bardakta tüketebildiği gibi isteyen evine de götürmektedir. Umru dut suyu erken tüketilmelidir. Geç kalınırsa tadındaki lezzet kaybolur.

Eski Antep evlerinin olduğu mahalleler biraz daha şanslıdır. Yaz boyunca mahalle kadınları kapı önlerinde buldukları bir gölgelikte toplanırlar. Veya eski taş binaların birisinin hayatında(avlu) toplanırlar. Hem muhabbet iyidir burada hem de günün yemeklerini hazırlarlar.

Eskiden bu avluların içerisinden kastellerden gelen sular geçermiş. Her avluda bir su kuyusu bulunurmuş. Bu koyular hem su almak için hem de buzdolabı görevi üstlenirmiş. Şimdilerde kastellerden gelen sular geçmese de eski evler taştan yapıldığı için içleri yaz aylarından diğer evlere göre daha serin oluyor.

Yaz Gaziantep’in en zor mevsimidir. Ve gündüzleri yalnızlaşan şehre hayat akşamüstleri yeniden gelir. Güneş yükseldikçe kaçar şehir, uzaklara, gölgelere. Güneş başını eğene kadar kaybolur şehrin insanları.

Her şehirde mevsimler farklı güzelliklerde yaşanır. O güzellikleri yaşamak isteyenler o şehrin tadını çıkarmak için, o şehrin en uygun mevsimini gözlerler. Gaziantep’in yaşanması en zor mevsimi yazdır. Bu sebeple güneş yükselmeden, gölgeler kısalmadan gelinmelidir bu şehre.

HASAN MAHİR

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir